Günün Sözü "Sevgi, kalbin hiç susmayan tek lisanıdır." — Yunus Emre
Türk Edebiyatı Şairler Antolojisi

Edebiyatımızın Unutulmaz Şairleri ve Eserleri

Orhan Veli, Cemal Süreya, Attila İlhan, Necip Fazıl ve Türk şiirine damga vurmuş tüm üstatların hayatı ve şiirleri.

Abdurrahim Karakoç
Şair

Abdurrahim Karakoç

– Günümüz

7 Nisan 1932 tarihinde Kahramanmaraş ili, Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü (Cela) köyünde dünyaya geldi. Küçük yaşlarda şiire merak sardı. Bu, aileden gelme bir merak diyebiliriz. Çünkü dedesi, babası ve kardeşleri de şairdirler.İlk yazdığı şiirleri 2 kitap oIacak hacimde iken beğenmeyip yaktı ve 1958 yılından itibaren yazdıklarını 'Hasan'a Mektuplar' ismi altında 1964 yılında 10.000 adet bastırdı. FEDAİ yayınları arasında çıkan bu eser kısa zamanda tükendi ve 2. baskısını yine 10.000 adet bastırdı. 1958 yılında buIunduğu kasabada belediye mesul muhasibi olarak memuriyete girdi.1981 yılı Mart ayında emekli oldu. Serdengeçti, Töre-Devlet, Ocak, Yeni Düşünce, Yenisey,Alperen yayınları oIarak şimdiye kadar 12 şiir kitabı, bir tane de makalelerinden derlenen nesir kitabı çıktı. 1985 yılından sonra gazetecilik yaptı. Bir ara politikaya girdi ve ayrıldı. Niçin girip, niçin ayrıldığını bir röportajda şöyle cevaplandırdı: 'Allah rızası için girmiştim, Allah rızası için ayrıldım'. 30 yılı aşkın bir zaman içinde kitapları baskı üstüne baskı yenilemektedir. Bilhassa 'Vur Emri' adlı kitap günümüz şairlerinin hiç birisine nasip olmayan kabulü görmüştür. 7 Haziran 2012 tarihinde Hakk'a yürüdü.Kendi dilinden kendi tarifi...'Ebedî kudretin tek sahibinden alınan emir üzerine 7 Nisan 1932 tarihinde dünyaya gelmişim. Çocukluğum şöyle-böyle geçti. Kıt imkânlara, kıtlık yıllarına rağmen hâlâ o günleri özlerim. Birçok kimseye o yılları anlatsam, 'Özlenecek neresi var? ' diyebilirler, amma ben hep çocukluk yıllarımı sevdim. Şiir yazmaya küçük yaşlarda başladım. Zaten bizim oralarda her genç şiir yazar. Bu tutku başka bir meşgalenin veya işin olmayışından kaynaklanıyor gibime geliyor. Ben de avareydim, boşluğumu şiirle doldurmaya çalıstım. Benimle şiire başlayanlar yalnızlıktan, yardımsızlıktan dökülüp gittiler.Bana gelince: Sağolsunlar, iktidarların ve muhalefetin irikıyım politikacıları, ihtilal cuntacıları, 'bilimsel' cüppeliler, entellektüel züppeler, millî soyguncular, sosyete parazitleri, sermaye sülükleri, zulüm-işkence makineleri, adalet katleden hukukçular, dalkavuklar, üçkağıtçılar v.s. hep bana yardımcı oldular. Şiir malzememi veren onlar, öfkemi bileyen onlar oldular. Yardımlarını inkâr etmiyorum, fakat teşekkür de etmiyorum. Dinsizlerin değil, din düşmanlarının, yani İslâm düşmanlarının da az yardımı olmadı. Bir bakıma dinî duygularımın kuvvetlenmesine vesile oldular. En uygun zamanda yaşadığıma inanıyorum. Yardımcılarım (!) var oldukları sürece yazmaya devam edeceğim. Allah (cc) kısmet ederse...' Eserleri Hasan'a Mektuplar (1965) El Kulakta (1969) Vur Emri (1973) Kan Yazısı (1978) Suları Islatamadım (1983) Beşinci Mevsim (1985) Dosta Doğru(1994) Akıl Karaya Vurdu (1994) Yasaklı Rüyalar (2000) Gökçekimi (2000) Gerdanlık-I (2000) Gerdanlık-II (2002) Gerdanlık-III (2005) Parmak İzi (2002) Düşünce Yazıları, Çobandan Mektuplar(Deneme)

Şiirlerini İncele
Ahmed Arif
Şair

Ahmed Arif

– Günümüz

21 Nisan 1927'de Diyarbakır'da doğan Ahmed Arifin babası Kerkük'lü Türkmen, annesi Kürt kökenlidir. Diyarbakır Lisesi'nden mezun olunca Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okudu. Üniversite eğitimi sırasında iki kere TCK 141'ye muhalefetten tutuklandı. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı şiirlerinde kullandığı kendine has lirizmi ve hayal gücüyle Türk edebiyatındaki yerini aldı. Şiirlerini Türkçe yazmıştır.Şiirlerinde her zaman Anadolu'da yaşayan halkların kardeşliğine vurgu yapar.Şiirlerinin toplandığı tek kitabı 1968'de yayınlandı. Türkiye'de en çok basılan kitaplar listesindedir. Yılmaz Erdoğan gibi bir çok şair şiirlerinden alıntı yapmıştır. Sert surat ifadesine karşın insanın içini okşayan şiirleri vardır. Ahmed Arif hala gençliğe damgasını vurmaktadır. Hasretinden Prangalar Eskittim adlı şiiri Ahmet Kaya tarafından şarkı haline getirilmiştir. Ayrıca Cem Karaca tarafından da bir çok şiiri bestelenmiştir.Başta Nazım Hikmet olmak üzere, toplumcu şiirimizin ortak değerlerinin, hece şiiri, aruz ve halk şiirimizin yoğun, köklü bir sentezidir o. Eserleri Hasretinden Prangalar Eskittim (1968)

Şiirlerini İncele
Ahmet Telli
Şair

Ahmet Telli

– Günümüz

2 Aralık 1946'da Çankırı’nın Eskipazar ilçesinde (Bu ilçe şu an Karabük'e bağlı) doğan Ahmet Telli, Hasanoğlan ve Kayseri Pazarören, Pınarbaşı öğretmen okullarında eğitim gördü. Gazi Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdikten sonra, çeşitli eğitim kuruluşlarında öğretmenlik yaptı.12 Eylül' den sonra uzunca bir süre tutuklu kaldı. 1960 sonrası toplumcu şiirimizin ikinci kuşağında yer alan özgün bir şairidir. Birinci kuşaktan, özellikle İsmet Özel'den -ses tonu ve sözcük seçimi bakımından-, geniş ölçüde etkilenmiş olduğu gözlemleniyor. Romantik ve başkaldırıcı kişiliği, O'nu bir yanıyla da Attila İlhan şiirine bağlıyor. Eserleri Yangın Yılları (1979) Hüznün İsyan Olur (1979) Dövüşen Anlatsın (1980) Saklı Kalan (1982) Su Çürüdü (1983) Belki Yine Gelirim (1984)

Şiirlerini İncele
Ahmet Selçuk İlkan
Şair

Ahmet Selçuk İlkan

– Günümüz

Ahmet Selçuk İlkan 1955 yılında Adana'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini ayrı yerde tamamladı. Lise yıllarında yazdığı ve çeşitli sanat dergilerinde yayınlanan şiirleri ile dikkat çekti. 1973 yılında yüksek öğrenimini tamamlamak üzere Almanya'nın Berlin şehrine gitti. Berlin Teknik Üniversitesinde Mimarlık eğitimini sürdürürken bir yandan da sanat çalışmalırana devam etti.1975 yılında Hayat Dergisi'nin düzenlediği 'Aşk' konulu şiir yarışmasında 'Hatırlar mısın? ' isimli şiiriyle ilk birincilik ödülünü kazandı.1976 yılında Mimarlık öğrenimini yarım bırakarak Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi ve 1980 yılında mezun oldu. 1978 yılında profesyonel olarak şarkı sözü yazarlığına da başlayan İlkan'ın şarkıları o dönemin popüler sanatçıları seslendirdi. İlk şarkıları şunlardır: Ya Seninle Ya Sensiz, Gözler Kalbin Aynasıdır, Ayrılık Kolyesi, Neredesin Ey Talih, Artık Ne Duamsın Ne Bedduam, Bayramın Olsun vs.Bu güne kadar Türk müzik dünyasının en ünlü bestekâr ve yorumcuları ile çalışan İlkan'ın 1000'in üzerinde eseri bulunmaktadır. Bunlardan ilk akla gelen; Islak Mendil, Tahta Masa, Kahır mektubu, Anılar, Bir Pazar Günü, Sabahçı Kahvesi, Hatıram olsun, Bir Gülü Sevdim, Ya Seninle Ya Sensiz, Gözler Kalbin Aynasıdır, Sevdalıyım, Eyvah-Çaykarası, Çocukların Günahı Ne, Ben Ne İnsanlar Gördüm, Bana Sor Yalnızlığı, Eskici, Seninle Aşkımız Eski Bir Roman, Bir Cennettir Bu Dünya, Kurşuna Gerek Yok, Selam Olsun, Bizim Sokaklar, Yine Bugün Sensiz, Bir Evet Yeter, Seni Sana Emanet Ediyorum, Ya Benimsin Ya Toprağın, Sana Hasret Gideceğim, Liselim, Mastika ve diğerleri.Ahmet Selçuk İlkan'ın bir başka özelliği Türk müzik dünyasında ilk melodi şiir akımını başlatmış olmasıdır. Mum Işığında (Ayten) isimli şiir albümü 1982 yılında piyasaya sürüldüğünde yepyeni bir akım ayak seslerini beraberinde getiriyordu.1991 yılında ilk şiir klibini çeken İlkan'ın bu güne kadar yayınlanmış 8 tane şiir albümü bulunuyor. Eserleri Mum Işığında (Ayten) 1982 Şiir Gözlüm (Fahriye Abla) 1984 Bak Bir Erkek Ağlıyor 1986 Bir Beyaz Karanfil 1988 O Adam Benim 1990 Seni Arıyorum 1992 Şairler Ağlamaz 1997 Ayrılıkların Şairi (Asi Bir Tutku) 2000 Son Romantik 2002

Şiirlerini İncele
Ali Asker Barut
Şair

Ali Asker Barut

– Günümüz

İstanbul'da Paşabahçe Ferit İnal Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü'nde başlayan üniversite öğrenimini yarıda bıraktı. Adam Yayınları'nda Rüzgârla Dolu (1992, Orhon Murat Arıburnu Ödülü) , Yağmurlu Leylak, Karanfil Kırıkları (1999, Ömer Asım Aksoy Dil Derneği Ödülü) , Ay Sözlüğü (Ekim 2000) ve Sarhoş Böcek Şarkıları (Mart 2005) kitapları çıktı. Aşağı Üsküdar adlı yayımlanmamış dosyasıyla Cemal Süreya Şiir Yarışması'nda birincilik ödülü aldı.1996 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan kitap 1998'de tükendi. T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları Monika Carbe'nin çevirisiyle ilk kitabı Rüzgârla Dolu'yu "Modell der Melancholie" adıyla Almanca yayınladı. İtalya'da düzenlenen Avrupa Genç Şiir Yarışması'nda (Premio Tivoli Europa Giovani 2000) "Türkiye" adlı şiiriyle ilk 10 şair arasında yer aldı.Şiirleri Almanca başta olmak üzere İngilizce, İtalyanca ve Fransızca dillerinde yayınlandı. Yılda iki kez Fransız yayınevi "L'Esprit des Péninsules" tarafından yayınlanan "Siècle 21-Littérature & Société" dergisi İlkbahar-Yaz 2006 sayısında Ali Asker Barut'un iki şiiri Arianna Bisazza çevirisiyle Fransızca yayınlandı. Eserleri Rüzgârla Dolu (1992) Aşağı Üsküdar (1995) Yağmurlu Leylak (1997) Karanfil Kırıkları (1998)

Şiirlerini İncele
Ataol Behramoğlu
Şair

Ataol Behramoğlu

– Günümüz

Ataol Behramoğlu, 13 Nisan 1942’de, Azerbaycan kökenli bir ailenin çocuğu olarak babasının yedek subaylığı sırasında Çatalca’da doğdu.Çocukluk ve ilk gençlik yılları, ziraat müdürü olan babasının görevi nedeniyle Türkiye’nin çeşitli yörelerinde geçti. İlkokul üçüncü sınıfa kadar Kars’ta öğrenim gördü. İlk, orta ve lise öğrenimini Çankırı’da tamamladı.Bir süre Ankara Hukuk Fakültesi’ne devam etti, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nün derslerini izledi, aynı fakültenin Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1966) .İlk şiir kitabı “Bir Ermeni General” 1965’te, kitaplaşan ilk çevirisi “İvanov” (Anton Çehov) 1967’de basıldı. Mihail Yuryeviç Lermontov’dan ilk şiir çevirilerini de bu dönemde yaptı.60’lı yıllar toplumcu kuşağının manifestosu niteliğindeki şiirlerden “Bir Gün Mutlaka”yı 1965’te yayımladı. 1969’da “Ant” dergisinde birkaç sayı yayımlanan “Toplumcu Genç Şairler Savaş Açıyor” başlıklı oturumda yeni toplumcu şiir üstüne görüşlerini açıkladı. 1970’de yayımlanan ikinci şiir kitabı “Bir Gün Mutlaka”, kuşağının öncü yapıtlarından biri olarak kabul edildi. 1970’de İsmet Özel ile yayımlamaya başladıkları “Halkın Dostları” dergisi geniş yankı uyandırdı. Aynı yıl, Maksim Gorki’den çevirdiği “Yaşanmış Hikâyeler” yayımlandı.Ataol Behramoğlu 1970 yılı sonbaharında dört yıl sürecek ilk yurtdışı yolculuğuna çıktı. 1972’ye kadar Londra ve Paris’te yaşadı. Paris’te Louis Aragon ve Pablo Neruda ile tanıştı. Aragon’un yönetimindeki “Les Lettres Françaises”de, Abidin Dino çevirisiyle, “Bir Gün Mutlaka” dan bir bölüm yayımlandı. Paris’te Théatre de Liberté’nin kuruluş çalışmalarına katıldı (1971) . İlk oyun “Légendes à Avénir / Geleceğe Masallar” için bölümler yazdı.1972 sonbaharında Sovyet Yazarlar Birliği’nin çağrılısı olarak gittiği Moskova’da yaklaşık iki yıl kalarak Moskova Devlet Üniversitesi’nde stajyer olarak Rus Edebiyatı üzerine çalıştı. Yurtdışında bulunduğu sırada, daha önceki dönemin ürünü çevirileri (Puşkin, Bütün Hikâye ve Romanları, 1972) ve yurtdışı dönemin ürünü şiirlerden oluşan üçüncü şiir kitabı “Yolculuk, Özlem, Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974) ” Türkiye’de yayımlandı.Ataol Behramoğlu 1974’te ülkeye dönüşünden bir süre sonra Muhsin Ertuğrul yönetimindeki İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda dramaturg olarak çalışmaya başladı. 1975’te kardeşi Nihat Behram ile çıkardıkları edebiyat-kültür dergisi “Militan” (kimi sayıları beş bine ulaşan tirajıyla) büyük ilgi gördü. Bu dönemde Ataol Behramoğlu’nun “Ne Yağmur…Ne Şiirler…(1976) ”, “Kuşatmada (1978) ”, “Mustafa Suphi Destanı (1979) ”, “Dörtlükler (1980) ” adlı kitapları yayımlandı.1977’de bir Atina gezisinde Yannis Ritsos ile tanıştı. 1978’de Sofya’da Dünya Yazarları 1. Kurultayı’na Aziz Nesin, Yaşar Kemal ve Burhan Arpad ile Türkiye Temsilcisi olarak katıldı. 1979’da Türkiye Yazarlar Sendikası genel sekreteri oldu. Aynı yıl, kızı Barış doğdu. “Sanat Emeği” dergisinin kurucuları ve yazı kurulu üyeleri arasında yer aldı.1980 darbesi sonrasında dramaturgluk görevinden ayrılmak zorunda kaldı. “Ne Yağmur…Ne Şiirler…”in yeni basımının mahkemece “toplatılması ve imhası”na karar verildi. Ataol Behramoğlu bir hafta Selimiye’de göz hapsinde tutuldu. Kitap daha sonra beraat etti.“İyi Bir Yurttaş Aranıyor” başlığı altında topladığı şiirler Türkiye’de “siyasal kabare” türünün ilk örneklerinden biri olarak birçok kez izleyiciye sunuldu (1981) . Aynı yıl Yunanistan’da “Türkiye, Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum” adıyla yayımlanan kitabı, şiirlerinden yabancı bir dilde ilk seçmelerdi. Kitap kısa sürede birkaç kez basıldı.Dünya şairlerinden Rusça, İngilizce, Fransızcadan yaptığı çevirileri “Kardeş Türküler” adlı bir kitapta topladı (1981) . “Son Yüzyıl Büyük Türk Şiiri Antolojisi”nin ilk çalışmalarına başladı.1982 mart ayında Barış Derneği kurucu ve yöneticisi olarak tutuklandı. Maltepe Askeri Cezaevi ve Sağmalcılar Cezaevi’nde on ay tutuklu kaldı. Cezaevinde bulunduğu sırada, Asya-Afrika Yazarlar Birliği 1981 Lotus Ödülü’nü kazandı.Şiirlerinden seçmeler tek ciltte yayımlanarak birçok kez yeni basım yaptı (1983) . Lermontov’dan şiir çevirileri kitaplaştı (Hançer, 1983) .1983 kasım ayında, devam eden duruşmaların, katılmadığı son oturumunda 8 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Ataol Behramoğlu 1984 başlarında ülkeden gizlice ayrılmak zorunda kalarak Fransa’ya gitti. Bir süre sonra ailesini de – pasaport verilmediği için – yine gizlice ülke dışına çıkardı.1989 haziran ayına kadar sürecek bu ikinci yurtdışı döneminde Paris Sorbonne Üniversitesi “Centre de Poétique Comparée” bölümü çalışmalarına katıldı. 1986’da Paris’te Fransızca Türk edebiyatı dergisi “Anka”yı kurdu ve yönetti.Bu yıllarda Ataol Behramoğlu Avustralya’dan Finlandiya’ya birçok ülkede katıldığı toplantılarda konuşmalar yaptı, şiirlerini okudu. Şiirlerinden Macarcaya yapılan bir seçmeler 1988’de Budapeşte’de “Europa” yayınevince yayımlandı. Almanya’da (daha sonra Türkiye’de) “Kızıma Mektuplar (1985) ”, “Türkiye, Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985) adlı şiir kitapları ve “Mustafa Suphi Destanı”nın yeni bir basımı yayımlandı. Destan, sürgündeki “Halk Oyuncuları” topluluğunca Stockholm, Paris, Berlin, Amsterdam gibi birçok Avrupa kentinde sahnelendi (1987-1988) . 1989 Avignon Tiyatro Festivali’nde ilk Türkçe oyun olarak sunuldu.Yurtdışında bulunduğu sırada Türkiye’de “Son Yüzyıl Büyük Türk Şiiri Antolojisi”; “Dünya Şiiri Antolojisi (Özdemir İnce ile birlikte) ”; “Çağdaş Rus Şiiri Antolojisi”; “Çehov-Bütün Oyunları (1. Cilt) ”, şiir üstüne yazıları “Yaşayan Bir Şiir (1986) : şiir kitapları “Eski Nisan”, “Bebeklerin Ulusu Yok” yayımlanan Ataol Behramoğlu, hakkındaki davaların yargıtay aşamasında beraatle sonuçlanması üzerine Haziran 1989’da ülkeye döndü.Birkaç yıl Simavi Yayınları’nda editör, Pendik Belediyesi’nde kültür danışmanı olarak çalıştı. 90’lı yıllarda yazdığı şiirleri, “Sevgilimsin (1993) ”; çeşitli dönemlerin ürünü yazıları, “İki Ateş Arasında (1989) ”, “Nâzım’a Bir Güz Çelengi (1989) ”, “Mekanik Gözyaşları (1990) ”, “Şiirin Dili-Ana Dil (1997) ” adlı kitaplarda yayımlandı. Aziz Nesin ile ilgili anılarını “Aziz Nesin’li Fotoğraflar (1995) ”; yurt dışı gezi yazılarını “Başka Gökler Altında (1996) ” adlı kitaplarda topladı. Vera Tulyakova’nın anılarından ve Nâzım Hikmet’in şiirlerinden oluşturduğu “Mutlu ol Nâzım”, Dilek Türker’in oyunculuğuyla Türkiye’nin birçok yöresinde ve Almanya’da birçok kez sahnelendi. Belgesel bir oyun çalışması olan “Lozan”, Devlet Tiyatrosu’nca Antalya (1992,1993) ve İstanbul’da (1993) oynandı.1995’te Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı seçildi.1995’te İsmet Özel ile mektupları “Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar” adıyla kitaplaştırıldı.Metin Demirtaş’la mektuplaşmaları 1997’de “Şiirin Kanadında Mektuplar” adıyla kitaplaştı.PEN Yazarlar Derneği 2002 yılı "Dünya Şiir Günü Büyük Ödülü"nü aldı.“Aşk İki Kişiliktir (2000) ” ile “Yeni Aşka Gazel (2002) ” adlı kitaplarında topladığı şiirlerini, “İki Ağı”(2008) , “Okyanusla İlk Karşılaşma”, “Hayat Uzun Veda” adlı şiir kitapları izledi.50 yıllık şiir serüveninden kendi yaptığı bir seçmeler “Beyaz, İpek Gibi Yağdı Kar” adıyla Cumhuriyet kitapları arasında yer aldı.2008 yılında Texas Üniversitesi Yayınlarınca (Prof.Walter G.Andrews’un çevirileri ve Laurent Mignon’un önsözüyle) şiirlerinden geniş bir seçmeler Amerika Birleşik Devletlerinde yayınlandı.Şiirlerinden Japonca, İtalyanca, vb. dünyanın belli başlı dillerine yapılan çevirileri 2010’da Bulgarca’da yayınlanan kitabı izledi.Cumhuriyet gazetesindeki köşe yazarlığının ürünlerini “Kimliğim:İnsan”(1999) , “Başka Bir Açı” (2000) , “Gerçeklik Duygusunun Kaybolması”(2001) , “Kendin Olmak Ya da Olmamak”(2003) , “Yeni Ortaçağın Saldırısı”(2004) , “Sivil Darbe”(2009) adlı kitaplarında topladı.Ülke içi gezi yazıları “Yurdu Teninde Duymak” (2008) adlı kitabında yayınlandı.İstanbul Kültür Başkenti projesi kapsamında yayınlanan İstanbul kitapları arasında “Benim Prens Adalarım” adlı çalışması yer aldı.Akademik alanda çalışmalarının ürünü olan “Rus Edebiyatı Yazıları”(2001) ve “Rus Edebiyatında Puşkin Gerçekliği”(2001) adlı yapıtlarını “Rus Edebiyatının Öğrettiği” adıyla kitaplaştırdığı yeni yazıları, ulusal ve uluslararası konferanslarda Rus edebiyatı üstüne bildiri metinlerinin yayını izledi.A.S.Puşkin’in “Tüm Öykü ve Romanları” ile büyük Rus şairinin şiirlerinden(Türkçe çevirileri ve Rusça asıllarıyla) bir seçmeler, A.P.Çehov’un “Büyük Oyunlar”ı A.Behramoğlu çevirisiyle Türkiye İş Bankası Klasikler dizisinde yayınlandıF.M.Dostoyevski’’den çevirdiği “Puşkin Üzerine Konuşma”(Rusça aslıyla) Kültür Bakanlığı yayınları arasında yer aldı.2008 yılında kendisine Rusya Federasyonunca uluslararası Puşkin Nişanı verilen Ataol Behramoğlu İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Slav Dilleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı Başkanlığı görevinden ve Beykent Üniversitesinden sonra İstanbul - Aydın Üniversitesinde profesör titriyle öğretim üyeliğini, Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığını sürdürmektedir. Eserleri Şiir Bir Ermeni General (1965) Bir Gün Mutlaka (1970) Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974) Ne Yağmur... Ne Şiirler... (1976) Kuşatmada (1978) Mustafa Suphi Destanı (1979) Dörtlükler (1983) İyi Bir Yurttaş Aranıyor (1983) (Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından oyunlaştırılmıştır.) Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985) Kızıma Mektuplar (1985) Şiirler 1959-1982 (1983) Eski Nisan (1987) Bebeklerin Ulusu Yok(1988) Bir Gün Mutlaka-Toplu Şiirler I(1991) Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var-Toplu Şiirler II (1991) Kızıma Mektuplar- Toplu Şiirler III(1992) Sevgilimsin (1993) Aşk İki Kişiliktir(1999) Yeni Aşka Gazel(2002) İki Ağıt(2007) Beyaz İpek Gibi Yağdı Kar (2008) Okyanusla İlk Karşılaşma(2008) Hayata Uzun Veda(2008) Beyaz İpek Gibi Yağdı Kar (2008) Deneme-İnceleme Yaşayan Bir Şiir (1986) ,eklerle yeni basım 2007 Şiirin Dili-Anadil (1995) ,eklerle yeni basım 2007 Utanıyorum (1996) Mekanik Gözyaşları (1997) Nazım’a Bir Güz Çelengi (1997) ,eklerle yeni basım: Nazım Hikmet-Tabu ve Efsane(2008) İki Ateş Arasında (1998) Kimliğim İnsan(1999) Başka Bir Açı(2000) Gerçeklik Duygusunun Kaybolması(2001) Rus Edebiyatı Yazıları (2001) Rus Edebiyatında Puşkin Gerçekçiliği(2001) Kendin Olmak ya da Olmamak(2003) Yeni Ortaçağın Saldırısı (2004) Biriciktir Aşk(2005) Rus Edebiyatının Öğrettiği(2008) Sivil Darbe(2009) Benim Prens Adalarım(2010) Anı Aziz Nesinli Fotoğraflar (1995) / Yeni Basım "Aziz Nesin'li Anılar" (2008) Gezi Başka Gökler Altında (1996) ,eklerle yeni basım 2010 Yurdu Teninde Duymak(2008) Oyun Lozan(1993) Mektup Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar(İ.Özel'le mektupları,1995) Şiirin Kanadında Mektuplar(M.Demirtaş'la mektupları,1997) Çocuk Yiğitler Yiğiti ve Uçan At Masalı(şiir-masal) Dünya Halk Masalları(çeviri-uyarlama) Düşler Kuruyorum (kitapta bölüm) M.Zoşçenko-Lastik Papuçlar(çeviri) Antoloji Büyük Türk Şiiri Antolojisi (2 cilt,1987, eklerle yeni basım Dünya Şiiri Antolojisi (4 cilt,1997 Ataol Behramoğlu-Özdemir İnce) Çağdaş Bulgar Şiiri Antolojisi(1983,Özdemir İnce-Ataol Behramoğlu, eklerle yeni basım 2008) Çağdaş Rus Şiiri Antolojisi(eklerle yeni basım, 2008) Uçur Diye, Ey Aşk(Tematik Aşk Şiirleri,2007)

Şiirlerini İncele
Attila İlhan
Şair

Attila İlhan

1925 – 2005

Türk şair, romancı, denemeci, gazeteci ve eleştirmen. Entelektüel çalışmalarıyla Türk edebiyat ve düşünce dünyasına önemli katkıları olmuş bir aydındır.15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu. Tam ismi, Attilâ Hamdi İlhan'dır. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı'nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. 1946'ta mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayımlanmaya başladı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkânlarıyla yayımladı.Paris yılları1948 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nâzım Hikmet'i kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Paris'e gitti. Bu harekette aktif rol oynadı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan birçok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye'ye geri dönüşünde başı sık sık polisle derde girdi. Sansaryan Han'daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Şair bu gerilim havasını ilk şiirlerinde olmasa da özellikle Bela Çiçeği gibi kitaplarında eski günlerini yad ettiği ya da eleştirdiği şiirlerini yayımladı. Birkaç kez gözaltına alındı.İstanbul - İzmir - Paris üçgeni1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı soruşturmaya uğrayınca Paris'e tekrar gitti. Fransa'daki bu dönem, Attilâ İlhan'ın Fransızcayı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950'li yılları İstanbul - İzmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı. Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953'te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlamıştır.Sanatta Çok Yönlülük1957'de gittiği Erzincan'da askerliğini yaptıktan sonra, tekrar İstanbul'a dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Onbeşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döndü. Sosyalizmin geldiği aşamaları ve televizyonculuğu incelediği bu dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemini başlattı. Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler dizisinden Bıçağın Ucu yayımlandı. 1968'de evlendi, 15 yıl evli kaldı.İstanbul'a dönüş1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak'ı Ankara'da yazdı. 1981'e kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet (2 Mart 1982 - 15 Kasım 1987) ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından 2005 yılına kadar köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesi'nde sürdürdü. 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı.Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu.İlk romanı Sokaktaki Adam yayımlandığında 10 roman yazmıştı. Bunlar hiç gün ışığına çıkmadı. Attilâ İlhan bunun sebebini bir söyleşide şöyle açıklıyor: '... birçok roman yazdım daha önceden. Ama neden yayınlamadım? Çok akıllıca bir sebebi vardı. Çünkü biliyorum ki yazarlar ilk romanlarında kendilerini anlatırlar. O da romancılık değildir. Günlük tutmaktır.' (Düşün, Haziran 1996) .Roman serüvenine başladığında döneminin diğer yazarları daha çok yerel ve kırsal olayları, kişileri işlerken Attilâ İlhan şehir insanını Türkiye'nin yakın dönem tarihini siyasal, ekonomik ve sosyal yanlarıyla ele alan bir yapı içerisinde işliyordu. Sadece İstanbul, İzmir gibi Türkiye'nin büyük şehirlerini, işlediği dönemin yaşam tarzını, ekonomik ve sosyal sorunlarını kahramanlarının gözüyle yansıtmakla yetinmiyor; aynı zamanda, batı kültürünün Türkiye'ye ne şekilde yansıdığını, olumlu ve olumsuz etkilerini, çizdiği karakterlerle ve Avrupa'daki şehirlerle örtüşen bir yapı içerisinde irdeliyordu.Hazırlık ve Arayış DönemiRomanda 'hazırlık ve arayış dönemi' diye nitelendirilebilecek dönemde, yayımladığı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'de yazarın Paris'te yaşadığı yıllara ait deneyimlerinin ve gözlemlerinin karakterlere yansıdığı görülür. Yazıldığı yıllarda Türkiye'deki batılılaşma uğruna toplumdan kopan kişilerin bocalamaları Sokaktaki Adam'da ele alınırken, Zenciler Birbirine Benzemez'de Avrupa'da komünist ve anti-komünist mültecilerle karşılaşan, hayal kırıklığına uğramış bir devrimci anlatılır. Her bölümün farklı bir karakterin ağzından aktarıldığı Sokaktaki Adam, Attilâ İlhan'ın edebiyatımıza getirdiği yeni bir söylem olarak alınabilir. Daha sonraki romanlarında da görüleceği gibi, diyalektik bir yaklaşımla işlenen olaylarda kahramanlar güçlü ve zayıf yanlarıyla okura ulaşır; birbirlerini suçlamaz ve okuyucuda önyargı oluşturmazlar. Attilâ İlhan, Zenciler Birbirine Benzemez için bakın neler diyor:' Kitap 'soğuk savaş'ın en belalı döneminde yazıldı, yayınlandı. Çok ikircikli bir sorunu tartışıyordum. Romanın kahramanı, İstanbul'daki ve Paris'teki 'solcu' çevrelerle düşüp kalkıyor, bunlarla ilişkilerini ve tartışmalarını anlatıyordu, her şeyi olduğu gibi yazmak, romanın yayımlanmasından vazgeçmekle eşitti. Bu bakımdan, içeriğine hafif flu bir hava verdim.'Romanın dilinin farklılığını ise yazıldığı dönem içerisinde yoğun Fransızca çalışmasına bağlayan yazar, bazı cümleleri Fransızca düşünüp Türkçe yazmıştır.Olgunluk dönemiYazarın 'olgunluk dönemi' diye tanımlanabilecek edebiyat süreci Kurtlar Sofrası ile başlar. Sokaktaki Adam'da ne istediğini değil, ne istemediğini bilen biri anlatılırken; Zenciler Birbirine Benzemez'de Mehmed-Ali istedikleri ile istemedikleri arasında mütereddit bir karakteri yansıtmaktadır. Oysa Kurtlar Sofrası'nda Mahmud ne istediğini çok iyi bilen bir karakteri çizer. Bu üç romanıyla Attilâ İlhan Türk aydınına farklı açılardan bakar, fikirlerini diyalektik-materyalist bir sentez içinde derleyerek Türkiye için bir sentez önerir- ki sonradan yazdığı yedi kitaplık Aynanın İçindekiler serisi de bu zemine oturmaktadır. Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Dersaadet'te Sabah Ezanları, O Karanlıkta Biz, Allah'ın Süngüleri: Reis Paşa ve Gazi Paşa bu seriyi oluşturan romanlardır. Her romanda yer alan karakterler, Türkiye'nin tarihinde köşebaşlarını oluşturmuş dönemlere ayna tutan aydınlardır. Tarihi olaylar, politik ve sosyal dengelerle ele alınır. Birbirleriyle bağlantısı olan karakterlerden herbiri bir romanda ön plana çıkar ve olaylar onun gözlemleriyle aktarılır. Bu serinin bütünü irdelendiğinde yine, yazarın Türk aydınına yakın tarihimize bir bakma şansı tanıdığını ve kendi toplumcu-gerçekçi bakış açısıyla önergeler sunduğu görülür.ÖlümüAttilâ İlhan ilk kalp krizini 1985 yılında geçirdi. Bu tarihten sonra kardiyolojik sorunları devam eden İlhan'ın 2004'ten itibaren sağlık durumu daha da bozuldu. 11 Ekim 2005'te İstanbul'daki evinde geçirdiği ikinci kalp krizi sonucu hayata veda ettiğinde 80 yaşındaydı.2003 Sertel Demokrasi Ödülü'ne layık görülmüştür. 1946 CHP Şiir Yarışması İkinciliği 1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü tutuklunun Günlüğü ile 1975 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan Payı ile vefatından sonra 2007 yılında kurulan Attilâ İlhan Bilim Sanat Kültür Vakfı çalışmalarına devam etmektedir. Eserleri Şiir Duvar (1948) Sisler Bulvarı (1954) Yağmur Kaçağı (1955) Ben Sana Mecburum (1960) Bela Çiçeği (1962) Yasak Sevişmek (1968) Tutkunun Günlüğü (1973) Böyle Bir Sevmek (1977) Elde Var Hüzün (1982) Korkunun Krallığı (1987) Ayrılık Sevdaya Dahil (1993) Roman Sokaktaki Adam (1953) Zenciler Birbirine Benzemez (1957) Kurtlar Sofrası (1963) Aynanın İçindekiler serisi Bıçağın Ucu (1973) Yaraya Tuz Basmak (1978) Dersaadet'te Sabah Ezanları (1981) O Karanlıkta Biz (1988) Allah'ın Süngüleri: Reis Paşa (2002) Gazi Paşa (2006) Fena Halde Leman (1980) Haco Hanım Vay (1984) O Sarışın Kurt (2007) Gezi-Deneme-Eleştiri Abbas Yolcu (1957) Gerçekçilik Savaşı (1980) Batı’nın Deli Gömleği (1982) İkinci Yeni Savaşı (1983) Sağım Solum Sobe (1985) Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985) Ulusal Kültür Savaşı (1986) Sosyalizm Asıl Şimdi (2006) Hangi Sol (1971) Hangi Batı (1972) Hangi Seks (1976) Hangi Sağ (1980) Hangi Atatürk (1981) Hangi Edebiyat (1991) Hangi Laiklik (1995) Hangi Küreselleşme (1997) Cumhuriyet Söyleşileri Bir Sap Kırmızı Karanfil (1998) Ufkun Arkasını Görebilmek (1999) Sultan Galiyef - Avrasya`da Dolaşan Hayalet (2000) Dönek Bereketi (2002) Yıldız, Hilâl ve kalpak Televizyon dizileri; Teleflaş / Kanal 6 (1991) Sekiz Sütuna Manşet (1982) Kartallar Yüksek Uçar (1983) Yarın Artık Bugündür (1986) Yıldızlar Gece Büyür (1992) Müzik albümleri; An Gelir / Kendi Sesinden Şiirleri (2006) Ödülleri 1946 CHP Şiir Yarışması Birinciliği 1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Tutuklunun Günlüğü ile 1975 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan Payı ile

Şiirlerini İncele
Aziz Nesin
Şair

Aziz Nesin

– Günümüz

Aziz Nesin, 20 Aralık 1915'de İstanbul Heybeliada'da doğdu. Babası Abdülaziz Bey Giresun'un Şebinkarahisar ilçesine bağlı Ocaktaşı köyünden İstanbul'a yerleşti ve bahçıvanlık yaparak geçimini temin etti. Abdülaziz Bey, torunu Ateş Nesin'e göre 'dini bütün, II. Abdülhamit hayranı, sıkı bir Atatürk hayranıydı.Aziz Nesin, 1924'te İstanbul Süleymaniye'deki adı daha sonra İstanbul 7. İlkokul olarak değiştirilecek olan 'Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebi'nin 3. sınıfına girdi. İki yıl Darüşşafaka Lisesi'nde okuduktan sonra, 1935'de Kuleli Askeri Lisesi'ni, 1937'de Ankara'da Harp Okulu'nu bitirip asteğmen oldu. Son olarak 1939'da Askeri Fen Okulu'nu bitirdi. Bu dönemde bir yandan da Güzel Sanatlar Akademisi Süsleme Bölümü’ne devam etti. Bir röportajında ona bu eğitim hayatının ‘Fikri takip’ dedikleri şeyi getirdiğini belirtmiştir.Çalışma hayatı aslen Ankara Harp Okulu'nu bitirmesinin ardından asteğmen rütbesiyle orduya katılmasıyla başlamıştır Nesin'in. Ardından da subay olarak Anadolu ve Trakya’nın çeşitli yerlerinde görev yapacaktı.1941'den başlayarak II. Dünya Savaşı yıllarında 2 yıl Trakya'da çadırlı ordugahta görev yaptığı bilinir. 1942'de Erzurum Müstahkem Mevkii İstihkam Taburu Bölük Komutanlığı'na atandı ve bir bomba kazasında yaralandı. Erzincan'da depremde yıkılmış bir cephaneliğin boşaltılmasıyla görevlendirildi. 1944'de Ankara'da Harp Okulu'nda açılan ilk tank kursuna katıldı. Aynı yıl Zonguldak'ta uçaksavar top mevzileri yaptırmakla da görevlendirildikten sonra üsteğmen rütbesindeyken “görev ve yetkisini kötüye kullandığı” suçlamasıyla askerlikten uzaklaştırıldı.Yazar, söyleşi ve imza günü için gittiği Çeşme Alaçatı’da, 5 Temmuz’u 6 Temmuz’a bağlayan gece sabaha karşı geçirdiği kalp kriziyle öldü. Cenazesi Çeşme Cumhuriyet Savcısı’nın isteğiyle otopsi yapılmak üzere 6 Temmuz’da İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’ne getirildi. 7 Temmuz 1995’de vasiyeti gereği hiçbir tören yapılmaksızın ve yeri belli olmayacak şekilde Çatalca’daki Nesin Vakfı’nın bahçesine gömüldü. Ardında 80 yıllık mücadele, sayısız başarı ve 'Nesin Vakfı''nı bıraktı.Ankara Uluslararası Film Festivali çerçevesinde verilen özel ödüllerin arasında 'Aziz Nesin Emek Ödülü' verilmektedir. Eserleri Parti Kurmak Parti Vurmak, Öyküler, 1946. Azizname, Taşlamalar, 1948. Monologlar, 1949. Geriye Kalan, Öyküler, 1953. Mizâh Hikâyeleri Antolojisi (4 cilt) , 1955. İt Kuyruğu, Öyküler, 1955. Kadın Olan Erkeğin Hatıraları, Roman, 1955. Yedek Parça, Öyküler, 1955. Düğümlü Mendil, Polisiye Roman, 1955. Fil Hamdi, Öyküler, 1956. Damda Deli Var, Öyküler, 1956. On Dakika, Şiir, 1957. Koltuk, Öyküler, 1957. Kazan Töreni, Öyküler, 1957. Gol Kralı, Roman, 1957. Toros Canavarı, Öyküler, 1957. Deliler Boşandı, Öyküler, 1957. Hangi Parti Kazanacak, Öyküler, 1957. Ölmüş Eşek. Uzun Öykü, 1957. Bir Sürgünün Anıları, Anı, 1957. Erkek Sabahat, Roman, 1957. Mahallenin Kısmeti, Öyküler, 1957. Bay Düdük, Öyküler, 1958. Havadan Sudan, Öyküler, 1958. Nazik Alet, Öyküler, 1958. Memleketin Birinde, Öyküler, 1958. Gıdıgıdı, Öyküler, 1958. Biraz Gelir misiniz, 1958. Nutuk Makinası, Köşeyazıları, 1958. Kördöğüşü, Öyküler, 1959. Aferin, Öyküler, 1959. Mahmut ile Nigâr, Öyküler, 1959. Saçkıran, Roman, 1959. Bişey Yap Met, Oyun, 1959. Az Gittik Uz Gittik, Köşeyazıları, 1959 Ah Biz Eşekler, Öyküler, 1960. Gözüne Gözlük, Öyküler, 1960. Hoptrinam, Öyküler, 1960. Bir Koltuk Nasıl Devrilir, Öyküler, 1961. Yüz Liraya Bir Deli, Öyküler, 1961. Zübük, Roman, 1961. Biz Adam Olmayız, Öyküler, 1962. (Yeşil Renkli) Namus Gazı, Öyküler, 1964. Sosyalizm Geliyor Savulun, Öyküler, 1965. Toros Canavarı, Oyun, 1965. Rıfat Bey Neden Kaşınıyor, Öyküler, 1965. İhtilali Nasıl Yaptık, Öyküler, 1965. Böyle Gelmiş Böyle Gitmez I – Yol, Anılar, 1966. Şimdiki Çocuklar Harika, Roman, 1967. Poliste, Anılar, 1967. Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı, Oyun, 1968. Üç Karagöz Oyunu, Oyunlar, 1969. (i. Karagöz'ün Kaptanlığı, ii. Karagöz'ün Berberliği, iii. Karagözün Antrenörlüğü) Çiçu, Oyun, 1969. Tut Elimden Rovni, Oyun, 1970. Hadi Öldürsene Canikom, Oyun, 1970. Merhaba, Köşeyazıları, 1971. İnsanlar Uyanıyor, Öyküler, 1972. Leyla ile Mecnun, Fuzuli’den aktarma, 1972. Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı, Seçki, 1973. Hayvan Deyip de Geçme, 1973. Tatlı Betüş, Roman, 1974. Bu Yurdu Bize Verenler, Çocuk öyküleri, 1975. Böyle Gelmiş Böyle Gitmez II – Yokuşun Başı, Anılar, 1976. Seyahatname (Duyduk Duymadık Demeyin) , 1976. Borçlu Olduklarımız, Çocuk Öyküleri, 1976. Surname, Roman, 1976. Pırtlatan Bal, Çocuk oyunu, 1976. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz. Roman, 1977. Dünya Kazan Ben Kepçe I, Irak ve Mısır, Gezi Yazıları, 1977. Tek Yol, Roman, 1978. Büyük Grev, Öyküler, 1978. Ben de Çocuktum, Anılar, 1979. Uyusana Tosunum, 1979. Beş Kısa Oyun (i. Bir İnsan Başı Üzerine Üç Sesli Üzünç, ii. Bir Kadın İçin Düet, iii. Hazırol, iv. Sen Gara Değilsin, v. Yaşasın Kavuniçi, Oyunlar, 1979) Anıtı Dikilen Sinek, Çocuk Öyküleri, 1982. Suçlanan ve Aklanan Yazılar, Özyaşam ve Gazete Yazıları, 1982. Dünya Kazan Ben Kepçe II, Alamanya Alamanya – Bizden Aptal Bulaman Ya, Gezi Yazıları, 1983. Sondan Başa, Şiirler, 1984. Benim Delilerim, Anılar, 1984. Yetmiş Yaşım Merhaba, Öyküler, 1984. Kalpazanlık Bile Yapılamıyor, Öyküler, 1984. Ah Biz Ödlek Aydınlar, Deneme, 1985. Soruşturmada, Sorulara Yanıtlar, belgesel, 1986. Seviye On Ölüme Beş Kala, Şiirler, 1986. Salkım Salkım Asılacak Adamlar, Anı, 1987. Maçinli Kız İçin Ev, Öyküler,? ? ? Kendini Yakalamak, Şiirler, 1988. Korkudan Korkmak, Araştırma, 1988. İnsanlar Konuşa Konuşa, Söyleşiler, 1988. Nah Kalkınırız, Öyküler, 1988. Bulgaristan'da Türkler, Türkiye'de Kürtler, Anılar, yazılar, 1989. Rüyalarım Ziyan Olmasın, Öyküler, 1990. Sora Sora Cennet Bulunur, Söyleşiler, 1990. Hoşçakalın, Şiirler, 1990. Aşkım Dinimdir, Öyküler, 1991. Nasrettin Hoca Gülütleri, Çocuklar için gülütler, 1991. Hazreti Dangalak, Taşlamalar, 1992. Bir Zamanlar Memleketin Birinde, Oyun, 1992. Bir Aşk Var Bir de Ölüm, Şiirler, 1992. Başarılarımı Karılarıma Borçluyum, Oyun, 1992. Sait Hopsayıt, Oyun, 1992. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Oyun, 1992. Onursal Doktor Olamamanın Büyük Onuru, Belgesel, 1993. Bir Dokun Bin Dinle, Söyleşiler, 1994. Bir Tutam Aydınlık, Köşeyazıları, 1994. Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları I, Mektuplar, 1994. Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları II, Mektuplar, 1994. Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları III, Mektuplar, 1994. Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları IV, Mektuplar, 1995. Çuvala Doldurulmuş Kediler, yazılar, 1995. Sıvas Acısı, 1995

Şiirlerini İncele
Aşık Sefai
Şair

Aşık Sefai

– Günümüz

Âşık Sefai asıl adı Ayhan, soyadı Akyüz'dür. Trabzon'un Yomra ilçesine bağlı Tepeköy'de, 1956 yılında doğmuştur. Yüksekokul mezunu olan âşık evli ve iki çocuk babasıdır. Şiirlerini sazı eşliğinde söyleyen Aşık Sefai mahlâsını Meydanî vermiştir.Şiirleri çeşitli yayın organlarında yayımlanan Sefaî çeşitli yarışmalara katılmış ve ödüller almıştır. Şimdiye kadar Altı adet albümü çıkartmıştır. Aşık Sefai nasıl Meydanî'nin çıraklığını yapmış ve mahlasını ondan almış ise, kendisinin de yetiştirdiği sanatçılar günümüzde milyonlara hitap etmektedir.Başarılı ve insan odaklı yaşantısında mütevazılığı ile dikkat çeker Aşık Sefai. Gerek televizyon programlarında, gerekse adım adım Türkiye'yi gezdiği konserlerinde bu özelliği hemen göze çarpar. "Ben"likten Allah'a sığınan, hep biz diyen Aşık Sefai her konuda olduğu gibi mütevazilik konusunda da örnek alınması gereken bir şahsiyettir. Eserleri Badal

Şiirlerini İncele
Aşık Veysel Şatıroğlu
Şair

Aşık Veysel Şatıroğlu

– Günümüz

Veysel Şatıroğlu, 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır.Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüştür.Veysellere yörede “Şatıroğulları” derler. Babası “Karaca” lakaplı, Ahmet adında bir çiftçidir. Veysel’in dünyaya geldiği sıralar, çiçek hastalığı Sivas yöresini kasıp kavurmaktadır. Veysel’den önce, iki kız kardeşi çiçek yüzünden yaşamlarını yitirmiştir.Yedi yaşına girdiği 1901’de Sivas’ta çiçek salgını yeniden yaygınlaşır; o da yakalanır bu hastalığa. O günleri şöyle anlatıyor: “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım... Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bu gündür dünya başıma zindan.”Bu düşmeden sonra Veysel’in belleğine bir de renk işler: Kırmızı. Düşerken büyük bir olasılıkla elinde sıyrık oluyor, kanıyor. Bunu Gülizar Ana şöyle anlatıyor: “Bilinmez değilsin, renklerden yalnız kırmızıyı hatırladı. Gözleri gönlüne çevrilmeden önce, yani çiçek hastalığına yakalanmadan önce düşmüştü. Kan görmüştü. Kanın rengini hatırlardı yalnız. Kırmızıyı... Yeşili de elleriyle bulur ve severdi.”Sağ gözünün görme şansı varmış, ışığı seçebiliyormuş bu gözüyle o sıralar. Yalnız yakınlardaki Akdağmağdeni’nde doktor varmış. Babasına “Çocuğu Akdağmadeni’ne götür, orada gözünü açacak bir doktor var” demişler. Sevinmiş babası.Ne var ki, olumsuzluklar yakasını bırakmamış Veysel’in. “Bir gün inek sağarken babası yanına gelmiş. Veysel ansızın dönüverince; babasının elinde bulunan bir değneğin ucu öteki gözüne girivermiş. O göz de akıp gitmiş böylece.”Ali adında bir ağabeyisi ve Elif adında bir kızkardeşi varmış Veysel’in. Tüm aile çok üzülmüş, günlerce gözyaşı dökmüş bu hale. Bundan böyle bacısı elinden tutarak gezdirmeye, dolaştırmaya başlar Veysel’i. Gittikçe içine kapanmaktadır Veysel. Emlek yöresi olarak adlandırılan Sivas’ın bu âşığı/ozanı bol diyarında, Veysel’in babası da şiire meraklı, tekkeyle içli-dışlı biriymiş. Veysel’in dertlerini birazcık da olsa unutacağı bir uğraş olsun diye bir saz verir eline. Halk ozanlarından da şiirler okuyup, ezberleterek avutmağa çalışırmış oğlunu. Ayrıca yöre ozanları da zaman zaman babası Şatıroğlu Ahmet’in evine uğrar, çalıp söylermiş. Merakla dinlermiş bunları Veysel. Komşuları Molla Hüseyin de sazını düzenler, kırılan tellerini takarmış.İlk saz derslerini babasının arkadaşı olan Divriği’nin köylerinden Çamışıhlı Ali Ağa’dan (Âşık Alâ) almış. Kendini de iyice saza vermiş; usta malı şiirlerden çalıp söylemeye başlamış. Karanlık dünyasını aydınlatan ozanlar dünyasıyla Çamışıhlı Ali tanıştırıyor daha çok Veysel’i. Pir Sultan Abdal, Karaoğlan, Dertli, Rühsati gibi usta ozanların dünyalarıyla tanışıyor böylece.“Âşık Veysel’in hayatında ikinci mühim değişiklik seferberlikte başlamıştır. Kardeşi Ali de cepheye gitmiş, küçük Veysel kırık telli sazıyla yalnız kalmıştır. Harp patladıktan sonra Veysel’in bütün arkadaşları, emsalleri cepheye koşuyorlar. Veysel bundan da mahrum...Böylece münzevi olan ruhunda ikinci bir inziva da açılmıştır. Arkadaşsızlık acısı, sefalet, onu çok bedbin, umutsuz ve mahzun ediyor. Artık küçük bahçesindeki armut ağacının altında yatıp kalkmakta, geceleri ağaçların ta tepelerine çıkarak içindeki derdini göklere ve karanlıklara bırakmaktadır.”O günlerini Aşık Veysel şöyle anlatır Enver Gökçe’ye; “Eve girerim, yüzüm asık: anam babam halimi bilmez. Ben onlara derdimi, dokunmasın diye, açamam. Onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim, öyle ki, sazdan bile farır gibi oldum.”Bunda biraz Anadolu’da “erkek oğlan” olgusunun etkisi varsa, daha çok Veysel’in vatanseverliğinin, vatana olan borcunu ödeme duygusunun ağırlığı vardır. Sonradan şöyle dizeleştirir bunu: “Ne yazık ki bana olmadı kısmetDüşmanı denize dökerken milletFelek kırdı kolumu, vermedi nöbetKılıç vurmak için düşman başına.Bugünler müyesser olsaydı banaMinnet etmez idim bir kaşık kanaMukadder harici gelmez meydanaNeler geldi bu Veysel’in başına.”Veysel’in annesi ve babası seferberlik sonlarına doğru “belki biz ölürüz ve kardeşi Veysel’e bakamaz” düşüncesiyle Veysel’i Esma adında, akrabalarından bir kızla evlendiriyorlar. Esma’dan bir kız, bir oğlu oluyor Veysel’in. Oğlan çocuğu daha on günlükken annesinin memesi ağzında kalarak ölüyor... Veysel’in acıları bununla da bitmiyor; aksilikler, talihsizlikler üst üste gelmeye başlıyor.1921’in 24 Şubat’ında annesi, onsekiz ay sonra da babası ölüyor. Bu arada bağ, bostan işleriyle uğraşıyor. Köye de bir çok âşık gelip gitmekte, Karacaoğlan’dan, Emrah’tan, Âşık Sıtkı, Âşık Veli gibi saz şairlerinden çalıp söylemektedirler. Köy odalarındaki bu âşık fasıllarından Veysel'de geri kalmamaktadır. Ağabeyi Ali’nin bir kız çocuğu daha olunca çocuklara ve işlere bakması için bir azap (hizmetkar) tutuyorlar. Bu hizmetkar ileride Veysel’in bağrında açılacak başka yaranın sebebi olacaktır. Bir gün Veysel hasta yatarken, kardeşi Ali'de keven toplamakta iken, Veysel’in ilk eşi olan Esma’yı kandırarak kaçırıyor bu yanaşma. Veysel’in acılı yaşamına bir acı daha ekleniyor böylece.Karısı bir başına bırakıp gittiğinde Veysel’in kucağında henüz altı aylık kızı varmış. İki yıl kucağında gezdirmiş Veysel onu, ne çare o da yaşamamış. Bir şiirinde dile getirdiği gibi: “Talih çile kadar sözü bir etmiş, Her nereye gitsem gezer peşimde.”Bin katmerli acılar silsilesi kısacası.“O artık alemden, bu diyardan uzaklaşmak, göçmek isteyen bir ruh haleti içindedir.1928’de en iyi arkadaşı olan İbrahim ile Adana’ya gitmeye karar veriyorlar. Fakat Sivas’ın Karaçayır köyünde Deli Süleyman isminde birisi âşığı bu ilk seyahatinden vazgeçiriyor. Veysel’i dinleyelim: “Bu adam, saz çalarım dinler, söze başlarım keser. Gideyim derim, ‘ah kivra, çoluk çocuk ağlaşıyor, gel gitme’ diye elime ayağıma düşer. Nihayet dayanamadım, gitmiyorum vesselam diye bu seyahatten vazgeçtim.”Veysel’in köyünden ilk ayrılışı şöyledir: Zara’nın Barzan Baleni köyünden Kasım adında birisi Veysel’i köyüne götürerek iki üç ay beraber yaşıyorlar. Kendisini Adana’ya göndermeyen Deli Süleyman, Sivas’lı Kalaycı Hüseyin, Veysel’e yol arkadaşlığı ediyorlar. Dönüşte Veysel, Hafik’in Yalıncak köyüne ve Zara’nın Girit köyüne uğrayarak 9 liraya güzel bir saz alıyor; Sivas’tan Sivrialan’a dönerlerken arkadaşları bir “üç kağıtçı” grubuna yakalanarak bütün paralarını kaybediyorlar. Arkadaşları Veysel’in 9 lirasını da alarak kumara veriyorlar. Veysel bu hadiseden bir müddet sonra Hafik’in Karayaprak köyünden Gülizar adlı bir kadınla evleniyor.”1931 yılında Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kuruyorlar. Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’nı düzenliyorlar. Böylece Veysel’in yaşamında önemli bir dönüm noktası işlemeye başlıyor. Denebilir ki, Veysel için A.Kutsi Tecer’le tanışması hayatında yeni bir başlangıcı işaretliyor. 1933’e kadar usta ozanlarından şiirlerinden çalıp söylüyor. Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde A. Kutsi Tecer’in direktifleriyle bütün halk ozanları cumhuriyet ve Gazi Mustafa Kemal üzerine şiirler düzmüşler. Bunlar arasında Veysel de var. Veysel’in günışığına çıkan ilk şiiri böylece “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası”... dizesiyle başlayan şiir oluyor. Bu şiirin gün yüzüne çıkışı, Veysel’in de köyünden dışarıya çıkması oluyor.O zaman Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağacakışla nahiyesi müdürü Ali Rıza Bey, Veysel’in bu destanını çok beğeniyor, “Ankara’ya gönderelim” diye istiyor. Veysel de “Ata’ya ben giderim” diye vefalı arkadaşı İbrahim ile yayan yola düşüyor. Karakışta yalınayak, başı kabak yola çıkan bu iki arı gönül, bu iki insan örneği, üç ay yol çiğneyerek Ankara’ya geliyorlar. Veysel Ankara’da konuksever tanıdıkların evlerinde kırkbeş gün misafir kalıyor. Destanı Atatürk’e getirmek hevesiyle geldiğini söylüyorsa da destanı Atatürk’e okumak kısmet olmuyor. Eşi Gülizar Ana: “Ata’ya gidemediğine bir, askere gidemediğine iki; yanardı ki o kadar olur...” diyor. Ancak, Hakimiyet-i Milliye (Ulus) basımevinde destanı gazeteye veriliyor. Destan gazetede üç gün boyunca yayınlanıyor. Bundan sonra da bütün yurdu dolaşmaya, dolaştığı yerlerde çalıp-söylemeye başlıyor, seviliyor, saygı görüyor.O günleri şöyle anlatıyor: “Köyden çıktık. Yaya olarak Yozgat köylerinden Çorum-Çankırı köylerinden geçip üç ayda Ankara’ya gelebildik. Otele gitsek para yok. ‘Nere gidek? Nasıl Edek? ” diye düşünüyoruz. Dediler ki: “Burada Erzurumlu bir Paşa Dayı var. O adam misafirperverdir.” O zamanlar Dağardı diyorlardı, (şimdiki Atıf Bey Mahallesi) orada ev yaptırmış Paşa Dayı. Gittik oraya. Adamcağız hakikaten misafir etti. Birkaç gün kaldık o zaman, Ankara’da, şimdiki gibi kamyon filan yok. Bütün işler at arabalarıyla görülüyor. At arabaları olan, Hasan Efendi adında bir adamla tanıştık. O, bizi evine götürdü. Kırkbeş gün Hasan Efendi’nin evinde kaldık. Gideriz, gezeriz, geliriz; adam yemeğimizi, yatağımızı, herşeyimizi sağlar. Dedim ki: -‘Hasan Efendi biz buraya gezmek için gelmedik! Bizim bir destanımız var. Bunu, Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz! Nasıl ederiz? Ne yaparız? ’Dedi ki: -‘Vallahi ben böyle işlerle ilgili değilim. Burada bir milletvekili var. Adı Mustafa Bey, soyadını unuttum. Bu işi ona anlatmak gerek. Belki size o yardımcı olabilir.’Gittik Mustafa Bey’e derdimizi anlattık. Öyle böyle bir destanımız var. Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz. ‘Bize yardım et! ’ dedik.Dedi ki: -‘Amaan! Şimdi şaire falan önem veren yok. Kıyıda köşede çalın çağırın. Geçin gidin! ’-‘Yok öyle değil dedik. Biz destanımızı okuyacağız, Mustafa Kemal’e! ’Milletvekili Mustafa Bey, ‘okuyun da bir dinleyeyim bakayım’ dedi. Okuduk dinledi. O zamanlar Ankara’da çıkan Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’yle konuşacağını söyledi. ‘Yarın bana gelin! ’ dedi. Gittik. ‘Ben karışmam’ dedi. Sonunda kesti attı. Biz ordan döndük geldik. ‘Ne yapsak? ’ diye düşünüyoruz. Sonunda, ‘Matbaaya biz gidelim’ dedik. Saza, tel alıp takmak eski telleri yenilemek de gerekti. Ulus Meydanı’ndaki çarşıya, o zamanlar Karaoğlan Çarşısı diyorlardı. Saz teli almak için Karaoğlan Çarşısı’na yürüdük.Ayağımızda çarık. Bacağımızda şal-şalvar, şal-ceket, belimizde kocaman bir kuşak.! Efendim polis geldi: -‘Girmeyin’ dedi. ‘Çarşıya girmek yasak! ’ Bizi tel alacağımız çarşıya sokmadı. Polis: -‘Yasak diyoruz. Siz yasaktan anlamaz mısınız? Orası kalabalık. Kalabalığa girmeyin! ’ diye diretti.-‘Peki girmeyelim’ dedik. Polisi güya salmış gibi yürümeye devam ettik. Adam geldi, arkadaşım İbrahim’e çıkıştı. –‘Kafadan gayri müsellah mısın? Girmeyin diyorum. Beynini patlatırım senin! ’ diye çıkıştı.-‘Beyefendi biz dinlemiyoruz! Biz çarşıdan saz teli alacağız! ’ dedik. O zaman polis, İbrahim’e: -‘Tel alacaksan bu adamı bir yere oturt. Git telini al! ’ Neyse gitti İbrahim teli aldı geldi. Tel taktık. Ama sabahleyin çarşıdan da geçemiyoruz. Sonunda matbaayı bulduk.-‘Ne istiyorsunuz? ’ dedi müdür.-‘Bir destanımız var. Gazeteye vereceğiz! ’ dedik.-‘Çalın bakayım; bir dinleyeyim! ’ dedi. Çaldık dinledi! - ‘Ooo! Çok iyi’ dedi. ‘Çok güzel.’Yazdılar. ‘Yarın gazetede çıkar’ dediler. ‘Gelin de gazete alın! ’ Orada bize telif hakkı olarak biraz da para verdiler. Sabahleyin gidip 5-6 gazete aldık. Çarşıya çıktık. Polisler: - ‘Oooo! Âşık Veysel siz misiniz? Rahat edin efendim! Kahvelere girin! Oturun! ’ dediler. Bir iltifat başladı ki sormayın! Çarşıda bir zaman gezdik. Fakat yine Mustafa Kemal’den ses yok. Dedik: ‘Bu iş olmayacak.’ Amma Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde destanımı üç gün birbiri üstüne yayınladılar. Mustafa Kemal’den yine ses çıkmadı. Köye dönmeye karar verdik. Fakat cebimizde yol paramız da yok. Ankara’da bir avukatla tanışmıştık.Avukat: - ‘Ben belediye başkanına bir mektup yazayım. Belediye sizi köyünüze parasız gönderir! ...’ dedi. Elimize bir mektup verdi. Belediyeye gittik. Orada bize dediler ki: - ‘Siz sanatkâr adamsınız. Nasıl geldinizse öyle gidersiniz! ’Döndük avukata geldik. ‘Ne yaptınız? ’dedi. Anlattık. ‘Durun bir de valiye yazalım! ’ dedi. Valiye de dilekçe yazdı. Valiye dilekçemizi imzalayıp yine Belediyeye buyurdu. Belediyeye ilettik. Belediye bize: -‘Yok! ’ dedi. ‘Paramız yok! Sizi gönderemeyiz! ’ dedi.Avukat içerledi ve kahretti: - ‘Gidin! İşinize gidin! ’ dedi. ‘Ankara Belediyesi’nin sizin için parası yokmuş; tükenmiş! ’ dedi. Acıdım avukata.‘Nasıl edelim? Ne edelim? ’ derken bir de ‘Halkevi’ne uğrayalım bakalım. Belki oradan bir şey çıkar’ diye düşündük. Mustafa Kemal’e gidemiyok. Halkevine gidek. Bu defa, Halkevine, bizi kapıcılar bırakmıyor ki girelim. Orada dinelip duruyorduk.İçeriden bir adam çıktı: -‘Ne geziyorsunuz burada? Ne yapıyorsunuz? ’ diye sordu.-‘Halkevine gireceğiz ama bırakmıyorlar! ’ diye cevap verdik.-‘Bırakın! bu adamlar, tanınmış adamlar! Âşık Veysel bu! ’ dedi.O içeriden çıkan adam, bizi edebiyat şubesi müdürüne gönderdi. Orada: -‘Ooo! Buyurun! Buyurun! dediler. Halkevinde bazı milletvekilleri varmış. Şube müdürü onları çağırdı: -‘Gelin halk şairleri var, dinleyin.’ dedi.Eski milletvekillerinden Necib Ali Bey: -‘Yahu dedi bunlar fakir adamlar. Bunlara bakalım. Bunlara birer kat elbise de yaptırmalı. Pazar günü de Halkevinde bir konser versinler! ’Hakikaten bize, birer takım elbise aldılar. Biz de o Pazar günü Ankara Halkevi’nde bir konser verdik. Konserden sonra cebimize para da koydular. Ankara’dan köyümüze işte o parayla döndük.Plağa okuduğu ilk türkü ise, Emlek yöresinin ünlü ozanlarından Âşık İzzeti’nin: “Mecnunum, Leyla’mı gördüm Bir kerrece baktı geçti. Ne söyledi ne de sordum Kaşlarını yıktı geçti Soramadım bir çift sözü Ay mıydı gün müydü, yüzü Sandım ki zühre yıldızı Şavkı beni yaktı geçti. Ateşinden duramadım Ben bu sırra eremedim Seher vakti göremedim Yıldız gibi aktı geçti. Bilmem hangi burç yıldızı Bu dertler yareler bizi Gamzen oku bazı bazı Yar sineme çaktı geçti.. İzzetî, bu ne hikmet iş Uyur iken gördüm bir düş Zülüflerin kement etmiş, Yar bonuma taktı geçti.” şiiridir.Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, yine Ahmet Kutsi Tecer’in katkılarıyla, sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yapıyor. Bu okullarda Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı buluyor, şiirini iyiden iyiye geliştiriyor.1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Âşık Veysel’e, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağlanmıştır.21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3.30’da doğduğu köy olan Sivrialan’da, şimdi adına müze olarak düzenlenen evde yaşama gözlerini yumdu.Âşık Veysel’in yaşamını özetlemek gerekirse, Erdoğan Alkan’ın şu betimlemesi en güzel cümleleri oluşturur: “Kızılırmak soru işaretine benzer, Zara’dan doğar, Hafik ve Şarkışla’dan sonra Sivas topraklarını terkeder. Bir yay çizip Kayseri’yi, Nevşehir’i, Kırşehir’i, Ankara’yı ve Çorum’u sular, Samsun’un Bafra ilçesinde denize dökülür, Âşık Veysel’in yaşam öyküsü Kızılırmak gibidir. Bir ucu Bafra’dadır, bir ucu da Zara’da. Bafra’ya dek uzanan acılı bir yaşam Zara’nın doğusundaki Kızıldağ’ın gür sularıyla beslenip sona erer.”En güzel şiirlerinden bazılarını ölümünden hemen önce yazdı. Şimdi Şarkışla’da her yıl adına bir şenlik yapılır. Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Tekniği gösterişsiz ve nerdeyse kusursuzdur. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içedir. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de var. Eserleri Deyişler (1944) Sazımdan Sesler (1950) Dostlar Beni Hatırlasın (1970) Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984)

Şiirlerini İncele
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Şair

Bedri Rahmi Eyüboğlu

– Günümüz

1911 yılında Görele'de doğdu. Ailesinin beş çocuğundan ikincisidir. Trabzon Lisesi'nde okurken,1927'de bu okula resim öğretmeni atanan Zeki Kocamemi'nin öğrencisi oldu. Onun derslerinin etkisi ve okul müdürünün özendirmesiyle 1929'da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne (şimdi Mimar Sinan Üniversitesi) girdi. Burada Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu. 1930'da eğitimini bitirmeden, ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu'nun yanına Paris'e gitti. Orada André Lhote'un yanında resim çalıştı. Daha sonra evleneceği Rumen asıllı eşi Eren Eyüboğlu ile de burada tanıştı. Yurda döndükten sonra 1934'te D Grubu'nun dördüncü sergisine otuz resmi ile katıldı. İlk kişisel sergisini de aynı yıl Bükreş'te açtı. 1934'te katıldığı Akademi'nin diploma yarışmasında üçüncü oldu. Bu derece ile mezun olmak istemediği için bir yandan diploma yarışmasına yeniden hazırlanırken, bir yandan da bir süre Çerkeş demiryolu yapımında çevirmenlik yaptı, Tekel Genel Müdürlüğü'nde çalıştı.1936'daki diploma yarışmasında Hamam adlı kompozisyonuyla birinci oldu. Aynı yıl Moskova'da düzenlenen Çağdaş Türk Sanat Sergisi'ne katıldı. 1937'de Cemal Tollu'yla birlikte Akademi'nin Resim Bölümü Şefi Léopold Lévy'nin asistanı oldular. Bedri Rahmi birçok ressamın katıldığı CHP'nin kültür programı çerçevesinde resim yapmak için 1938'de Edirne'ye,1941'de de Çorum'a gitti. Bu dönem resimlerinde köy manzaraları, köy kahveleri, faytonlu yollar, iğde dalı takmış gelinler gibi Anadolu'ya özgü görünümler egemendir. 1940'lardan sonra duvar resimlerine yöneldi. İlk duvar resmini 1943'te İstanbul'da, Ortaköy'deki Lido Yüzme Havuzu için yaptı.1947'de İstanbul'da özel bir atölye ve galeri açtı. 1950'de Ankara'da sanatının o güne kadarki bütün dönemlerini kapsayan bir sergisi düzenlendi. Bedri Rahmi aynı yıl bir kez daha Paris'e gitti ve İnsan Müzesi'nde (Musée de I'homme) ilkel kavimlerin sanatını inceledi. Bu incelemeleri 'güzel'in aynı zamanda 'yararlı'da olabileceği, 'yararlı' olmanın 'güzel'in gücünü eksiltmeyeceği düşüncesine ulaşmasına yol açtı. Bu düşünce ise onun bundan sonraki sanat görüşünü tümüyle etkiledi, yönlendirdi. Bedri Rahmi 1928'de daha lise öğrencisiyken şiir yazmaya başlamıştır. Şiirlerine,1933'ten sonra Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik ve Varlık dergilerinde yer verilmiştir. 1941'den başlayarak çeşitli şiir kitapları yayımlanmıştır. Halk edebiyatının masal, şiir, deyiş gibi her türüne karşı duyduğu hayranlık, şiirlerine de yansımıştır. Halk dilinden ve şiirinden aldığı öğeleri kendine özgü bir biçimde kullanarak halk diline yaklaşma çabasını sonuna dek götürmüştür. Bu nitelikleriyle şiirleri, resimleriyle büyük bir benzerlik gösterir. Akıcı, rahat bir dille kaleme aldığı gezi ve deneme yazılarında ise sürekli gündeminde olan halk kültürü, halk sanatı konularındaki görüşlerini sergilemiştir.21 Eylül 1975'te İstanbul'da öldü. Eserleri Şiir Yaradana Mektuplar (1941) Karadut (1948) Tuz (1952) Üçü Birden (1953) Dördü Birden (1956) Karadut 69 (1969) Dol Karabakır Dol (1974) Yaşadım (1977) Gezi ve Deneme Cânım Anadolu (1953) Tezek (1975) Delifişek (1975) Resme Başlarken (1977) Monografi Nazmi Ziya (1937) Resim Paris, 1930 Mustafa Eyüboğlu, 1933 Yazılı Natürmort, 1936 Salı Pazarı, 1938 Eren, 1940 Nallanan Öküz, 1947 Düşünen Adam, 1953 Köylü Kadın (Tren-Yataklı Vagon) Karadut Satıcısı, 1954 Çömelmiş Köylü, 1972 Ankara'nın Kavakları, 1973 Mor Takkeli Hacı,1974 Son Kahve,1975 Anadoluhisarı Çıplak Ev İçi Han, 1975 Resim Albümü Binbir Bedros (1977) Karadut (1979) Babatomiler (1979)

Şiirlerini İncele
Behçet Necatigil
Şair

Behçet Necatigil

– Günümüz

16 Nisan 1916 tarihinde İstanbul'da doğdu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu ve Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Kars, Zonguldak ve Kabataş Erkek Lisesi'nde, İstanbul Eğitim Enstitüsü'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 13 Aralık 1979'da İstanbul'da öldü.İlk şiiri, lise öğrencisi olduğu yıllarda, 1935'te Varlık dergisinde çıktı. O tarihten ölümüne kadar hep şiirin ve edebiyatın içinde oldu. Şiirlerinde evler, aile, çevre, aşklar, bunalımlar, hastalıklar, yalnızlıklar ve ölüm onun kendine has anlatımı ile, çok defa kısa mısralar halinde dile gelir. Ufku zengin ve derin, sahneler canlandırır. İlk şiirlerindeki açık ve yalın söyleyiş, sonra soyuta dönük bir havaya bürünür. Eski ve yeni kelimeleri birlikte ustaca şiirine yerleştirir. Mısralarına değişik ve yeni bir biçim oluşturmaya çalışmıştır. Sağlam, tutarlı ve özel bir şiir dünyası vardır. Eserleri Kapalı Çarşı (1945) Çevre (1951) Evler (1953) Eski toprak (1956) Dar Çağ (1960) Yaz Dönemi (1963) Divançe (1965) İki Başına Yürümek (1968) En/Cam (1970) Zebra (1973) Kareler ve Aklar (1975)

Şiirlerini İncele